Neden mutsuzuz?

Gerçekten mutsuz muyuz yoksa mutsuzluğumuzu abartıyor muyuz? Ya da  hassas ve kırılgan yapımız nedeniyle küçük mutsuzlukları derin mi yaşıyoruz?

Neden mutsuzuz?

1.Geçmiş yaşantılarımızı kabullenmeyi  ve onlarla el sıkışıp ayrılmayı başaramıyoruz. Sürekli olarak “ keşkeler “ içindeyiz. “ o gün keşke onu yapmasaydım, öyle bir karar almasaydım” ve daha fazlası.

2.Bugünümüze daha iyi bir şey katamadığımız için, geçmişten ve patinaj yaşam tarzımızdan kurtulamıyoruz. Yeni bir şey yapmayı,  dönüp dolaşıp “paraya” bağlıyoruz.  Aslında yeni bir şey yapmanın ne olduğunu bilmiyoruz. En pasif yöntemler ile en aktif mutluluk peşindeyiz. Mesela günde 5 saat internete girip 1 saatlik kitap okuma veya spor yapmayı tercih edemiyoruz. Ya da bunları mutluluk kaynağı olarak görmüyoruz.

3.Neredeyse halkımızın çoğu, mutlu olmayı, iyi şartlarda yaşama  ve zengin olmayla fixleştirmiş. Meslek hayatım boyunca  mutlu olmak için neye ihtiyacınız var? Sorusuna % 90 a yakın “para” cevabını aldım. Oysa mutluluğu paraya bağlamak, ( kimse kusur bakmasın) bağımlı ve tembel bir birey talebi geliyor bana. “ Param olursa mutlu olacağım” talebi, “ben mutlu olmayı bilmediğim için dışsal bir güce ihtiyacım var” anlamına gelmektedir.  Diğer yandan da paraya bağlanan umut; kişinin yüksek beklentilerinin gösterir.  Beygiri yüksek araba,mutfağı geniş ev, ekranı geniş plazma… oysa ne acıdır ki İslam toplumu için büyük çelişki değil midir maddeye bağlanmak ve nefsine yenilmek.

4.Mutluluğumuz,başkalarının bizi algılaması üzerine kurulu. Hatta mutlu olup olmadığımızı bile insanların yorumları ile ölçmekteyiz. İnsanlar bize özeniyorsa mutlu olmamız gerektiğini düşünüyor, ilişkimizi alkışlıyorlarsa ilişkimizin iyi olduğunu düşünüyoruz. Yani kendimiz bir duygu ve algıya sahip değiliz. Böyle olunca “alkış delisi” ( Ege bölgesi) veya “desinlerci” (Elazığ civarı) karakterler olduk. Sanırım, birey olamamak ve ne istediğini bilememek, bu bağı koparamamamızdan kaynaklanıyor.

5.Duygularımızı tanımıyoruz. İyi bir yaşam tarzında olup olmadığımızı, mutlu olup olmamamız gerektiğini hatta şükretmemiz gerekip gerekmediğini  ve eşimizin iyi bir eş olup olmadığını başkalarının düzeyi ve sahip olduklarıyla kıyaslıyoruz. Yani bağımsız bir “ben” algımız yok.

6. Ülkemizde her apartman  küçük bir BBG evi adeta. Herkesin gözü birbiri üzerinde. O kadar çok başkasının  hayatıyla ilgileniyoruz ki, sosyal iletişimimizde bile başkalarının dedikoduları temel konularımız. Başkası da olmasa ne konuşacağız o kadar zaman. Başkalarını izlemek, onları modellemek, özenti ve bazen de haset, bizi bir şey yapmaktan çok sürekli yetersiz ve cezalandırılmış hissetmekten başka ne işe yarayacak  ki. Sadece birey düzeyinde mi?  Toplumsal ve kurumsal olarak da sürekli bir yabancı hayranlığı, sürekli başkalarının hedeflerini hedef yapma ve onlara göre kendini güçlü ve değerli hissetmek…

7.Yanlış bilinen din. Tutarsızlık, her insanı mutsuz eder. Kanımca mutsuzluğumuzda İslam dininin yanlış bilinmesi ve yaşanması büyük etken. Sorun islamda değil elbet Lakin inancı camiye sıkıştıran bir millet olduğumuzdan dolayı, ilişkilerimizde, çalışma hayatımızda, sosyal hayatımızda inandığımız dinden maalesef faydalanmıyoruz. “OKU “ ilk emri olan bir dinin bu kadar cahil kalması ve kendini geliştirmemesi de dinin yanlış algılandığının/ yaşandığının bir göstergesi olduğunu yeterince göstermektedir.

8.Kadercilik  Evet, damarlarımıza kadar kör kaderciliğe batmışız. Bir şeyleri değiştiremeyeceğimize inancımız çok sert. Toplum kurtarıcı bekliyor, şans oyunlarına bağımlılık ciddi oranda, kızlar kendilerini bu mutsuzluktan kurtaracak beyaz atlı prens, erkekler zengin ve güzel kadınların kendini ne zaman keşfedeceğini bekliyorlar.  Oysa kimse amaçları için bir şey yapmıyor. Lakin %99 u Müslüman olan toplumun sanırım tevekkül kavramı çok farklı. Nedense herkes keşfedilmemekten ve istediği hayatı yaşamamaktan yakınıyor. Peki sen istediğin hayatı yaşamak için ne yaptın?

“Nasip, kısmet, olacağı varsa olur,böyle yazılmış” gibi sözcükler bizi bir şey yapmamanın verdiği stres ve suçluluktan kurtarıyor. Lakin elimizden gelenleri yeterinc yapmadığımız bir gerçek. Zaten elimizden geleni yaptığımızda, olmaması bizi daha az üzer. Çünkü insan emek verdiğinde değil, vermediğinde daha fazla suçlu hisseder. Yani insan yaptıklarından değil, daha çok yapmadıklarından dolayı suçlu hissetmeye meyillidir. Önemli bir sınava iyi hazırlanıp kaybeden mi çok üzülür çalışmadan kaybeden mi? Eğer iyi  çalışanın şematik bir bozuk düşünce yapısı yoksa,”elimden geleni yaptım” diyerek  başarısızlıkla baş edebilir. Ama diğerinin bir rahatlama kanalı olmayacaktır. Keşkeleri daha fazla olacaktır.  Yani ; tembelliğin ve sorumsuzluğun adını; nasip, kısmet,kader” koymuşuz.

9.Kendimizi nasıl mutlu edeceğimizi bilmiyoruz. “kendini mutlu et” kavramını, gezme,tozma,istediğini giyme veya yeme olarak algılamamız da bundan. Peki nereye kadar alışveriş yapabilir, ne kadar yiyebilirsin. Bunlar çözüm mü?

10.Sürdürülebilir mutluluk sorunu: kalıcı bir mutluluk için belki de esas konu bu. Anlık çözümlerden sürdürülebilir olanı seçmek. Bunun için de ısmarlama veya kopyalama yöntemler değil, kendimize özgü yöntemler keşfetmeliyiz. Herkesin, kendi imkanlarına, zevklerine, gücüne göre sistem kurması gerekir.

11.Bireye bağımlılık. Türk toplumunun bana göre ciddi mutsuzluk kaynaklarından biri de “eş/arkadaş/aile/iş bağımlılığı. Kadın kocaya bağımlı, koca anne-babaya bağımlı, doğal olarak gelin kaynana kavgası bitmeyen bir aile modeli. Yalnız kaldığında huzursuz olup ya kendini internete, ya içkiye ya da başkasının kollarına atanlar. Kendini sadece işiyle var edenler. İşi olmadığında kendini mutlu edemeyip, yine iş yaratıp kendini oyalayanlar. Anne-babasının onayı olmadan kıyafet bile alamayanlar… yani  o kadar çok ki. 

Özet: yazılan tüm maddeler aslında bizi temel soruna götürüyor. “Birey olamamak”. 

Şayet birey olursak;

Kişisel mutluluğumuzun sorumluluğuna üstlenecek,

Kararlarımızı da kendimiz alacak,

Başkalarını rakip veya düşman değil, sadece sosyal bir kaynak olarak görecek,

Sınırlarımız olacak,

Kimseyi sırtlamayacak,

Kimsenin sırtına binmeyecek,

Kimseyi kurtarıcı olarak görmeyecek,

Kendi gemimizin kaptanı olacak,

Kendi tespit ettiğimiz hedef için kendimizi motive edeceğiz.

Evet, temel sorunlarımızdan “müstakil kişilik” olmakla ilgili zorluklarımız. Bu konuda da en çok çevremiz ve ilişki içinde bulunduğumuz insanlar bizi yönlendiriyor.

SERHAT YABANCI
 
Yazar
Aile Ve Evlilik Terpaisti
 
www.serhatyabanci.com
www.twitter.com/serhatyabanci
www.facebook.com/serhatyabanci
www.instagram.com/serhatyabanci